Skip to content
Bulunduğunuz sayfa: Anasayfa arrow Makaleler arrow MEDÎNE-İ MÜNEVVERE İZLENİMLERİ
MEDÎNE-İ MÜNEVVERE İZLENİMLERİ

MEDÎNE-İ MÜNEVVERE İZLENİMLERİ

 

   Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

 

المرأ مع من احب

 

Kişi sevdiği ile beraberdir

            Geleceği günün sabahında Fetih Sûresinin okunması ve umre esnasında tavafın durması, kim bilir

hangi fütûhâtı müjdeliyordu bizlere.

O fetihlerin neler olduğunu çözemeden hicret yollarına düştük.

Ana kucağına hasret olan tıfıllar gibi…

Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in,

 

يا مكة انت احب البلاد الىّ

 

 Ey Mekke, sen bana beldelerin en sevgilisisin. Seni çok seviyorum. Eğer senin adamların beni senden

çıkarmasalardı, ebediyen senden çıkmazdım Mekke

sözleri kulaklarımızda çınlarken bir kez daha hatırladık hicretin ne kadar zor ve yorucu olduğunu.

            O (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) klimalı arabalarda yolculuk yapma lüksüne sâhip olmasa da, biz onunla

beraber tozlanmaya ve terlemeye razıydık Medîne yollarında.

            Gecenin ilerleyen saatlerinde Ravza-i Mutahhara’nın nurlu minareleri

“Muhammed Mustafâ burada” diye haykırmaya başladı.

Güzeller güzeline salât-u selâmlarımızı iletirken,

bizleri hicret yurduna ulaştıran Rabbimize hamd-ü senâlar ettik.

            Yerleşince otellerimize güzeller güzelinin dünyadaki kokusu olan Sultânımızın (Kuddise Sirruhû)

gelmesini bekledik.

Her ne kadar burunlarımız tıkalı olsa da, o güzel kokunun hissedilmesi uzun sürmedi.

Bir yandan namazlarımızı Mescid-i Nebevîde kılarken,

bir yandan da Efendi Hazretlerimizin çıkacağı saati dört gözle beklemeye başladık

. Rabbimize sonsuz hamd-ü senâlar olsun ki bizlere her gün ikindi namazında Sultânımızı bol bol görme

şerefini bahşetti.

            Sadece biz değil, bütün gören gözler mesrûr oldu, onun Medîne gibi nurlu yüzüyle.

            Her gün ikiz kızlarıyla beraber, Sultânımızı görmek için ihvan hanımların arasında, ihvan gibi

kemâl-i edeb ile yerini alan bir İngiliz bayan, gaflet ile yürüyüp giden karaltılara sanki “Nereye

gidiyorsunuz? Aradığınız gülün kokusu burada” diyordu lisân-ı hâliyle.

            Bir kısım Filistinli ve Mısırlı kişilerin bana bu “Bu zat kim?” diye sordukları sorunun karşısında

aldıkları cevaptan sonra ihvanlar gibi o nur ile aydınlanmak için gayret ettiklerini gördüm ve aklıma şu

geldi ister istemez; bir zamanlar 15-20 kişiyle yürüyen Sultânımız, bedenleri nârinleştikçe, insanların

bakmaya kıyamadıkları, kutusundaki nâdîde bir mücevher gibi süzülüyordu kendisi için açılan binlerce çakıl

taşlarının arasından. İşte Sultân böyle karşılanmalıydı.

            İmâme olmazsa tesbîhin adı boncuk olur. Boncuk süstür, tesbîh ise iş görür. Bizler sevgi ipine

dizilmiş boncuklar gibi beklerken, Efendi Hazretlerimiz (Kuddise Sirruhû) imâme gibi belirmesiyle beklememiz

tesbîh gibi bir mânâ kazandı. Süs olmaktan çıktık elhamdülillâh.

            Efendi Hazretlerimizin (Kuddise Sirruhû) muvâceheye çıkacağı gün, öyle bir toz bulutu kapladı ki

Medîne’yi, insanlar maske ile gezmek zorunda kaldılar. Otuz yıldır Medîne’de yaşayanlara sorulduğunda,

şu ana kadar böyle bir toz bulutu görmediklerini îtirâf ettiler.

            Hiç aklımdan çıkmıyordu, tevhîd ehlini şirk ile vasıflayan edep nasipsizleri, acaba kalabalıktan

dolayı ziyâret esnasında zorluk çıkarabilirler miydi Sultânımıza?

            Efendi Hazretlerimiz, çıkmaz zannedildiği Perşembe günü toza rağmen ziyârete çıktılar.

Sâkin bir ziyâret oldu. Hafta’ya Çarşambaya kadar süreceği tahmîn edilen toz bulutu,

Cuma günü insanların rahat nefes alabileceği bir hâle geldi.

            Herkes tozun kalkması için yağmur lâzım diyordu. Orasını bilemem ama Efendi Hazretlerimizin

gözünden akan yağmurun gönül testisine damladığı görüldü Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in huzûrunda.

            Kendi kendime dedim ki, Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) hicret ederken

Allâh-u Te‘âlâ  O’nu (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) müşriklerden korumak için basit bir örümcek ağı ile muhâfaza etmişti.

Rasûlünü (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) basit bir ağ ile koruyan Mevlâ (Celle Celâluhû) basit bir toz ile dostunu

muhâfaza etmiş olmasın sakın!..

            Hiç rüya görmeyen bir kardeşimiz diyor ki; “Efendi Hazretlerimizi rüyamda gördüm. Bana sarıldı

ve dedi ki “Umreleriniz kabul edildi. Umreci ihvanlarımızın hepsi affedildi.” Dedik ya, boncuk boncuktur.

Tesbîh ise farklı bir şeydir.

            Bu İrşad Umresi’nin bereketinden çok istifâde ettik. Dedeleri gibi cömert olan Ebu Bekir Sıddîk’ın

torunlarını ziyâret ettiğimizde cömertlikte dedelerine ne kadar çok benzediklerini müşâhede ettik. 

            Tavafta ve Arafatta Sultanımızı 2 Saat 15 dakika zevkle beklemiştik. Medine de ise ulema

toplantısında 2 saat 15 dakika Efendi hazretlerimiz ile birlikte olmamız

   İzahı müşkil bir tevafuk idi.

           Seyretmeye doyum olmaz ama ibare darlığından başka bir kelime   bulamıyoruz hayranlığımızı

ifade etmek hususunda.

           Muhammed Avvame hazretlerinin ilim ve ulema ile alakalı yaptığı o güzel sohbet  kulaklarımızdan 

içeri süzülürken, baş ve gönül gözlerimiz Sultanımızın mah cemalini seyretmekle meşguldü.

           Bir ara Efendi hazretlerimizin esnemesini bile özlediğimizi farkettim. Fakat yüzlerce kişinin bakışları

Sultanımıza çevrildiği için nazar olabileceğinden korkarak

 Nazar dualarını okumaya başladık. 

       Sohbet ve kaside-i Bürde bittikten sonra Efendi hazretlerimizin şanı için verilen yemek çok tatlı geldi

bizlere. Türkiye genelindeki Hoca arkadaşların yemek esnasındaki konuşup kaynaşmaları Cennet

bahçelerinde yapılacak ikramları getirdi aklıma.

          Rabbim Cennette de Sultanımıza misafir olmayı nasib eylesin. Bu umreye gelmek isteyipte

gelemeyenleride bu dua ya ilhak eylesin.

     Dönüşümüz yaklaşıp, onbeş günlük zamanımız dürüldüğünde son kez selam ısmarlayanların selamı ile

Rasülüllah’a (sav) veda ettik. Zorda olsa gönüllerimizi orada bırakarak çıktık babüsselam dan.

        Umremizin bittiği gibi hayatımızında birgün muhakkak biteceği ve ahiret

       Yolculuğuna çıkılacağı gerçeği ile düştük memleket yollarına.

 

           Bu umrenin adı Huzur İkliminde İrşad Umresi idi. Peki bizler irşad olduk mu acaba? Benim ne

yapmam lâzım, ne yapmam gerekli ki, bu umre isminin müsammâsına muvâfık olayım!..

            Dolayısıyla yapılması gerekenlerle alâkalı yazılacak çok şeyler var, fakat nesir (düz) olarak kaleme

aldığımızda sayfaların buna tahammülü olmadığı için kısa bir şiir ile satırlarımız noktalayalım:

 

NE YAPMAK GEREK

 

Erenler bağının gülleri çoktur,

En güzel gülleri toplamak gerek.

Aktap gülşeninde dikenler yoktur,

Dikensiz gülünü koklamak gerek.

 

Rahmet çeşmesinin suları boldur,

Giripde altına ıslanmak gerek.

Düz tutda gönül testisini doldur,

Mâsivâyı atıp uslanmak gerek.

 

Bendendeyken ruhun kabuldur tevbe,

Nasûh bir tevbeye başlamak gerek.

Cemreler hakîkî olmazsa haybe,

Kalpteki şeytanı taşlamak gerek.

 

Helâl beldesinin hoş zindanında,

Nefs-i Emmâreyi hapsetmek gerek.

Meşakketle dolu er meydanında,

Sultânımız gibi sabretmek gerek.

 

Bulunmaz mahşerde ne mal ne nakit,

Öyleyse dünyada el emek gerek.

Yaklaşınca ecel gelince vakit,

Gülüp emâneti al demek gerek.

 

Ölürken gülebilenlerden olmak dileğiyle Allâh’a emânet olun.

 

13. 04 .2011 .Ali Haydar ÇETİNTÜRK     



NOT : Makalelerden Alıntı Yapıldıgı Taktirde !  www.ismailagacemaati.com Adres Gösterebilirsiniz.
 
SİTEMİZE REKLAM VERMEK İÇİN TIKLAYINIZ